PARİS PERDEYE TAŞINIYOR

Fransız Kültür Merkezi
->

Paris ve sinema, uzun yıllardan bu yana süren, yoğun ve tutkulu ortak bir tarihe sahipler. 12 Nisan’da İstanbul Fransız Kültür Merkezi ve Galatasaray Üniversitesi tarafından ortaklaşa düzenlenen bir konferansta Giusy Pisano kent ve 7. sanat arasındaki bu ilişkiyi ele alacak.

Sinema seansları dünyada ilk kez 1895 yılında Fransa’da gerçekleşti ve film stüdyoları ilk kez Paris yakınlarında kurulmaya başladı. Georges Méliès, 1897 yılında, Montreuil’de kendi film stüdyosunu kurdu. Onu, 1904 yılında Joinville stüdyoları ile Pathé ve 1906 yılında Buttes Chaumont’a yerleşen Gaumont Şirketi  izledi.

Paris ayrıca 1936 yılında Henri Langlois tarafından Fransız sinemateğinin kuruluşuna da tanıklık etti. Işık kenti Paris dünyanın ilk sinema ve fotoğraf okuluna ev sahipliği yaptı ; 1926 yılında « Vaugirard » ismiyle anılan kurum bugünkü Louis-Lumière Ulusal Yüksek Okulu’dur. Tarih yüklü Paris kenti sayısız filmin de dekoru olmuştur : René Clément’ın Paris Yanıyor Mu ? (Paris brûle-t-il ?, 1966), Jean-Paul Rappennau’nun İyi Yolculuklar (Bon voyage, 2003) veya daha yakın tarihli Quentin Tarantino’nun Soysuzlar Çetesi(Inglourious Basterds, 2009) bunlardan bazıları.

Sessiz sinemadan 3 boyutlu filmlere, sinema tarihi boyunca Paris’in sesli ve görsel portresi anlatılan öykülerin gereksinimlerine göre binlerce yüze büründü. Kentin sokakları, köprüleri, binaları, kafeleri, garları, kabareleri, meydanları beyazperdede kimi zaman sefahata veya romantik bir gezintiye tanıklık ettiler ; kimi zaman da entrikalara, soruşturmalara, gizli takipler veya uzun süreli dostluklara yol açtılar. Bir filmden diğerine kendini tekrar eden bu sesli görüntüler bazen birer örge bazen de klişe oldular, kimi zaman da yönetmenlerin ışıklar kentine göz kırpması.

Giusy Pisano 

Louis-Lumière Ulusal Yüksek Okulu’ndaki üniversitelerde profesör olan Giusy Pisano, Kore Üniversitesi’nde « Modern Kore’de film dokümanlarının toplanması ve dijitalleştirilmesi » ile ilgili programda öğretim görevlisidir.

L’Amour fou au cinéma (Colin, 2010), Le Muet a la parole (Valérie Pozner ile, CNRS/AFRHC, 2005), Une Archéologie du cinéma sonore (CNRS, 2004), Musique ! (François Albera ile, AFRHC, 2003) başlı yapıtların ve sinema tarihi ve estetiği üzerine birçok makalenin yazarıdır. Pisano ses ve görüntü antropolojisi ile sinema ve tiyatronun sesli boyutu üzerine araştırmalar yürütmektedir.

Etkinlik Fransızca’dır. Türkçe simültane çeviri olacaktır.
Giriş ücretsizdir.
Etkinliğe katılım için kayıt zorunludur.

Paris ve sinema, uzun yıllardan bu yana süren, yoğun ve tutkulu ortak bir tarihe sahipler. 12 Nisan’da İstanbul Fransız Kültür Merkezi ve Galatasaray Üniversitesi tarafından ortaklaşa düzenlenen bir konferansta Giusy Pisano kent ve 7. sanat arasındaki bu ilişkiyi ele alacak.

Sinema seansları dünyada ilk kez 1895 yılında Fransa’da gerçekleşti ve film stüdyoları ilk kez Paris yakınlarında kurulmaya başladı. Georges Méliès, 1897 yılında, Montreuil’de kendi film stüdyosunu kurdu. Onu, 1904 yılında Joinville stüdyoları ile Pathé ve 1906 yılında Buttes Chaumont’a yerleşen Gaumont Şirketi  izledi.

Paris ayrıca 1936 yılında Henri Langlois tarafından Fransız sinemateğinin kuruluşuna da tanıklık etti. Işık kenti Paris dünyanın ilk sinema ve fotoğraf okuluna ev sahipliği yaptı ; 1926 yılında « Vaugirard » ismiyle anılan kurum bugünkü Louis-Lumière Ulusal Yüksek Okulu’dur. Tarih yüklü Paris kenti sayısız filmin de dekoru olmuştur : René Clément’ın Paris Yanıyor Mu ? (Paris brûle-t-il ?, 1966), Jean-Paul Rappennau’nun İyi Yolculuklar (Bon voyage, 2003) veya daha yakın tarihli Quentin Tarantino’nun Soysuzlar Çetesi(Inglourious Basterds, 2009) bunlardan bazıları.

Sessiz sinemadan 3 boyutlu filmlere, sinema tarihi boyunca Paris’in sesli ve görsel portresi anlatılan öykülerin gereksinimlerine göre binlerce yüze büründü. Kentin sokakları, köprüleri, binaları, kafeleri, garları, kabareleri, meydanları beyazperdede kimi zaman sefahata veya romantik bir gezintiye tanıklık ettiler ; kimi zaman da entrikalara, soruşturmalara, gizli takipler veya uzun süreli dostluklara yol açtılar. Bir filmden diğerine kendini tekrar eden bu sesli görüntüler bazen birer örge bazen de klişe oldular, kimi zaman da yönetmenlerin ışıklar kentine göz kırpması.

Giusy Pisano 

Louis-Lumière Ulusal Yüksek Okulu’ndaki üniversitelerde profesör olan Giusy Pisano, Kore Üniversitesi’nde « Modern Kore’de film dokümanlarının toplanması ve dijitalleştirilmesi » ile ilgili programda öğretim görevlisidir.

L’Amour fou au cinéma (Colin, 2010), Le Muet a la parole (Valérie Pozner ile, CNRS/AFRHC, 2005), Une Archéologie du cinéma sonore (CNRS, 2004), Musique ! (François Albera ile, AFRHC, 2003) başlı yapıtların ve sinema tarihi ve estetiği üzerine birçok makalenin yazarıdır. Pisano ses ve görüntü antropolojisi ile sinema ve tiyatronun sesli boyutu üzerine araştırmalar yürütmektedir.

Etkinlik Fransızca’dır. Türkçe simültane çeviri olacaktır.
Giriş ücretsizdir.
Etkinliğe katılım için kayıt zorunludur.

Bookmark the permalink.

Comments are closed.