


Anne-Cécile
Anne-Cécile, France Inter’de 20 yıl boyunca yapım sorumlusu ve muhabir olarak çalıştı. 2022 yılında İstanbul’a yerleştikten sonra, çeşitli ses projelerinde yer alarak ses kaydetmeye, yazılar yazmaya ve etrafındaki seslerle çalışmaya devam ediyor.
1.Bölüm : Futbol taraftarlarının coşkusu

2.Bölüm : Sokak meslekleri

Küçükken, Paris’te, Rue La Fayette’te bir camcı dolaşırdı. Onun bağırışlarını duyduğumuzda, sırtında cam levhalarla geçişini izlemek için pencereye koşardık. Başka bir zamanın sembolü olan bu meslek, çoktan ortadan kayboldu.
Ancak Türkiye’de, bıçak bileme taşıyla bıçakları keskinleştiren bir kalaycıya, akşam vakti boza satan birine, köşe başında ayakkabı boyayan birine, simitçiye, hurdacıya, sarımsak satıcısına, çiçekçiye veya mendil satan birine rastlamak hiç de nadir değildir… Peki bu sokak meslekleri neden Türkiye’de hâlâ bu kadar yaygın? Böylesine küçük kazançlarla nasıl geçim sağlanabilir? Ve neden Türk halkının kalbinde bu kadar önemli bir yer tutuyorlar?
CNRS’de araştırma direktörü olarak görev yapan ve şu anda Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nde bulunan Gülçin Erdi’ye teşekkürler. Kendisi İstanbul Kentsel Gözlemevi’nin sorumlusudur.
Ayrıca, Ayşe Tesson ile birlikte İstanbul’un Cihangir semtinde tanıştığımız tüm sokak satıcılarına da teşekkürler.
3.Bölüm : Türkiye’de Frankofoni

Kuaför, randevu, sezlong, mayonez… Türkçede 5000’den fazla Fransızca kökenli kelime olduğu söyleniyor. Türkiye’ye ilk geldiğimde, kedilerle birlikte beni en çok şaşırtan şeylerden biri de buydu. İstanbul sokaklarında yürürken estetik, dermatoloji, veteriner, polis ya da taksi tabelaları hemen dikkatimi çekti!
Bugün hâlâ birçok Türk öğrenci, Fransızca eğitim veren özel liselere ilgi duyuyor. Tanıştığım yaşlı kişilerin birçoğu ise Fransızcayı akıcı şekilde konuşuyor. Peki bu Fransız etkisi nereden geliyor? Fransa ile Osmanlı arasındaki ilişkiler ne zaman başladı?
Bu soruların cevaplarını, Galatasaray Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü Emre Öktem ve Fransızca konuşan bir çocuk doktoru olan Lydia Albukrek ile birlikte arayacağız.
4.Bölüm : Kapalıçarşı’nın Derinlikleri

21 kapı, 62 sokak, 3000’den fazla dükkân… 600 yıldan uzun bir süredir halıcılar, dericiler, kuyumcular, mücevherciler ve seramik ustaları burada, Kapalıçarşı’da bir araya geliyor. Türkiye tarihinin bir parçası da işte burada anlatılıyor. Fatih semtinde yer alan bu kapalı pazara adım attığınızda, size adeta bir şehir sunuluyor: labirentler, gizli hanlar, lokantalar, camiler, bankalar… Peki Kapalıçarşı’nın Türkiye’deki önemi neden bu kadar büyük? Ülkenin geçmişinden neler anlatıyor? Tarihi nedir ve günlük yaşamı nasıl işliyor? Burada ne kadar altın dönüyor? Tüm bunları anlamak için bu efsanevi mekânda dükkanları olan üç önemli isimle buluştum.
Florence Ogutgen yaklaşık 40 yıldır İstanbul’da yaşıyor. Kapalıçarşı’nın küçük bir hanında halı satıyor.
Faruk Terzihan kuyumcu. Mardin kökenli ve Kapalıçarşı’nın büyük caddelerinden birinde bir dükkânı var.
Rezal Koç ise deri mağazalarının sahibi. Aynı zamanda Kapalıçarşı Esnafları Derneği’nin başkanlığını yürütüyor.
5.Bölüm : Türkiye’de Beslenmek :
Osmanlı Mutfağının Mirası

Türkiye’de tattığım ilk yemek, yoğurt, domates sosu ve baharatlarla kaplı etli mantı oldu. Ardından gözleme, dolma, mercimek çorbaları, börekler ve tabii ki baklavalar geldi. Tadı bir yana, gelin bu yemeklerin yüzyıllar boyunca Osmanlı döneminden günümüze nasıl ulaştığını konuşalım. Bu yemekler nasıl yenir? Hangi bağlamda tüketilir? Bugün Türkiye’de yediğimiz yemeklerde Saray mutfağının mirası nedir? Avrupa tarzı restoranlar ne zaman ortaya çıktı? Daha genel olarak, burada sofraya oturmanın gelenekleri ve ritüelleri nelerdir? Bir beslenme tarihçisi ve bir antropoloğun bakış açılarıyla bu konuyu ele alıyoruz.
Özge Samancı, Osmanlı mutfağı konusunda uzman bir beslenme tarihçisidir. Özyeğin Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Samancı, Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümünü yönetmektedir. Rennes Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan “19. Yüzyılda İstanbul Mutfağı” adlı kitabın yazarıdır.
Marie-Hélène Sauner-Leroy ise bir antropologdur. Aix-Marseille Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Marie-Hélène, hali hazırda İstanbul’daki Galatasaray Üniversitesi’nde Frankofoniden sorumludur.
6.Bölüm : Semazenler

Boğazkesen’de, Kapalıçarşı’da ya da Haliç’te Balat sokaklarında dolaşırken derviş motifli bir kaseye, çantaya ya da tabağa rastlamamak imkânsız. İstanbul’a birkaç günlüğüne gelenler için bir sema ayinine katılmak artık olmazsa olmazlardan biri haline geldi. Peki, bir derviş nedir? Biliyor musunuz? Ya bir semazen? Tasavvufla nasıl bir bağlantısı var? Tasavvuf geleneğini ve felsefesini bugün nasıl sürdürebiliriz? Yazdan önceki bu son bölümde, 13. yüzyılda Konya’da semazenler tarikatının manevi kurucusu olan Celaleddin Rumi, yani Mevlana ile tanışıyoruz.
Kenan Gürsoy ile birlikteyiz. Gürsoy, Galatasaray Üniversitesi’nde felsefe profesörlüğü ve Türkiye’nin Vatikan nezdindeki eski büyükelçisi olarak da görev yapmıştır.
Celal Çelebi: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin 23. kuşaktan torunu. Uluslararası Mevlana Vakfı’nın başkanıdır.
Mithat Özçakıl: Kasımpaşa Mevlevihanesi’nde derviş
Elmas Aksu Karayel, ebru sanatçısı
7.Bölüm : Fransa ile Türkiye Arasında : Göç Hikâyeleri

60 yıl önce, 8 Nisan 1965’te Fransa ile Türkiye arasında bir göç anlaşması imzalandı. “Otuz parlak yıl” dönemiydi; Fransa’nın iş gücüne ihtiyacı vardı ve Almanya’dan dört yıl sonra binlerce Türk işçi şansını denemek için yola çıktı.
Bu “öncü”lerin gelişinin üzerinden 60 yıl geçmişken, Türkiye’den göç eden ailelerin çocukları, babalarının hikâyesini ve ardından aile birleşimi sürecini nasıl yaşadı? Onların hikâyeleri neler, neler hissediyorlar, Türk ve Fransız kültürleri arasında nasıl bir yaşam kurdular? Fransa’da kalmak mı, yoksa Türkiye’ye geri dönmek mi?
Bu göç tarihinin ötesine geçip, her birine özgü, mahrem tanıklıklarına kulak veriyoruz.
Gaye Petek ile: sosyolog, 1984–2010 yılları arasında ELELE – Türkiye Göçleri ve Kültürleri Derneği’nin direktörü.
Elmas Aksu Karayel, Esra Çetinel ve Suzanne Kalyoncu’nun tanıklıklarıyla.


